1. Giriş: Bu Yazıyı Neden Yazdım?
Kliniğime kısa süre içinde art arda iki genç erkek hasta geldi. İkisi de multipl skleroz (MS) tanısıyla takip ediliyordu. İkisinin de ortak şikâyeti: ani başlayan sertleşme sorunu.
Bu hastaları değerlendirirken, her ikisinin de kullandığı ilaçlar arasında dimetil fumaratın yer aldığını fark ettim. Doğal olarak merak ettim: "Bu ilacın sertleşme fonksiyonuyla bir ilişkisi olabilir mi?" Araştırmaya başladığımda karşıma son derece ilginç bir literatür çıktı. Hayvan deneylerinde DMF'nin sertleşme fonksiyonunu oksidatif stresi azaltarak iyileştirdiğini gösteren çalışmalar vardı. Ama gerçek hastada ne oluyor? Bu soru kafamda kaldı.
Bu yazı, o merakın ürünüdür.
Dimetil fumarat dediğimiz madde, aslında tarla kenarlarında yetişen mütevazı bir bitkiden — şahtereden — türetilmiş basit bir organik bileşik. Ama son on yılda tıp dünyasının en çok konuşulan "yeniden konumlandırma" adaylarından biri haline geldi. Çünkü bir hastalık için geliştirilen bu ilaç, sinir korumasından kanser tedavisine, böbrek korumasından belki de erkek cinsel sağlığına kadar bambaşka alanlarda da işe yarayabilecek gibi görünüyor.
"Bir üroloji uzmanı neden MS ilacıyla ilgileniyor?" diye sorabilirsiniz. Haklı bir soru. Cevabı yazının içinde bulacaksınız — ama kısaca: DMF'nin hücreleri koruyan mekanizması evrensel. Aynı mekanizma, sertleşme bozukluğunda da, böbrek hasarında da, hatta böbrek kanserinde de devreye girebilir. Ve bu durum, benim gibi bir üroloğun bu moleküle kayıtsız kalmasını imkânsız kılıyor.
2. Dimetil Fumarat Nedir?
Dimetil fumarat (kısaca DMF), doğada bulunan fumarik asidin laboratuvar ortamında kimyasal olarak işlenmiş bir formudur. Basitçe söylemek gerekirse, doğadaki bir maddeyi vücudun daha kolay emebileceği ve daha etkili kullanabileceği bir hale getirmek için yapılan bir düzenlemedir. DMF'nin en önemli özelliği, vücuttaki belirli proteinlere tutunarak hücrelerin iç işleyişini değiştirebilmesidir — özellikle de hücreleri zararlı maddelerden koruyan savunma sistemlerini harekete geçirebilmesidir.
DMF ağız yoluyla alındıktan sonra ince bağırsakta hızla parçalanarak monometil fumarata (MMF) dönüşür. Bu dönüşüm çok hızlı gerçekleşir — DMF vücutta yalnızca yaklaşık 12 dakika kalır. Asıl tedavi edici etkiyi gösteren ise bu dönüşüm ürünü olan MMF'dir. MMF vücutta yaklaşık 36 saat etkisini sürdürür ve kan-beyin bariyerini (beyni koruyan doğal engeli) aşarak sinir sistemi üzerinde de etki gösterebilir.
3. Tarihçe: Psoriazisten Multipl Skleroza
3.1. Fumaria officinalis: Yer Dumanı Bitkisi
DMF'nin hikâyesini anlamak için önce onun kaynağına — Fumaria officinalis'e, Türkçe adıyla şahtereye — bakmak gerekir. Gelincikgiller (Papaveraceae) familyasına ait bu tek yıllık otsu bitki, dünya genelinde yaklaşık 46 türü barındıran Fumaria cinsinin en bilinen temsilcisidir. Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya kökenli olan bitki, Türkiye'de Anadolu'nun hemen her bölgesinde tarla kenarlarında, bahçe duvarlarında ve sürülmüş toprak alanlarında doğal olarak yetişir.
Bitkinin Latince cins adı olan Fumaria, Latince fūmus terrae — yani "yer dumanı" — ifadesinden türemiştir. Bu şiirsel adlandırmanın ardında birkaç etimolojik katman yatar: erken sabah saatlerinde bitkinin toprak üzerindeki görünümünün yükselen bir dumana benzediği; bitkinin suyunun gözlere sürüldüğünde, keskin bir duman gibi göz yaşartması — ki bu özelliği iki bin yıl önce Dioskorides De Materia Medica'da ve Plinius Naturalis Historia'da kaydetmiştir — ve Avrupa'da bazı kahinlerin yeraltı ruhlarını çağırmak için bitkinin saplarını ateşe atması. Bitkinin İngilizce adı olan "earth smoke" ve "fumitory" de aynı kökenden gelir.
3.2. Şahtere: Osmanlı ve Anadolu Tıp Geleneğinde Bir Hükümdar Teresi
Bitkinin Türkçe adı şahtere (شاهترج), Farsça kökenlidir ve kelime anlamı "hükümdar teresi" demektir — şah (hükümdar) ve tere (tere otu) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Arapça kaynaklarda ise zaman zaman buklatu'l-melik (بقلة الملك) — "hükümdar baklası" — olarak anılır. Eski Türkçe'deki adı bey börkü idi. Anadolu'nun çeşitli yörelerinde halk arasında sarılık otu, yer çiçeği, tilki kişnişi, yer safrası, safra otu ve tavukayağı otu gibi isimlerle de bilinir. Her bir ismin ardında bitkinin o yörede en çok hangi amaçla kullanıldığının izi vardır.
Şahterenin tıbbi kullanımı antik çağlara, Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına kadar uzanır. Avrupa'da Geç Orta Çağ'dan itibaren yaygın bir bitkisel ilaç olarak kullanılmıştır. Ancak Anadolu Türk tıp geleneğinde de dikkate değer bir yeri vardır. Kocaeli Üniversitesi'nden Hüseyin Doğan'ın "Anadolu Türk Uygarlığında Bitkiler (XIII-XV. yy.)" başlıklı doktora tezine göre, şahtere Anadolu'da XIII-XV. yüzyıllar arasında şu rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır: hemoroid, çeşitli cilt hastalıkları, saçkıran (alopesia), sarılık, idrar yolu hastalıkları, diş hastalıkları, baş ağrısı, melankoli ve göz hastalıkları. Ayrıca uyutucu, idrar söktürücü, mide güçlendirici ve kusma durdurucu olarak da faydalanılmıştır.
Dönemin kaynaklarında bitkinin gölgede kurutulup kapalı kaplarda saklandığında bir yıl boyunca etkisini kaybetmeyeceği belirtilmiştir. Bitkiden şerbet yapılmış, suyu kına ile karıştırılarak cilt sorunlarına uygulanmış, gargara yapılmasının dişlere fayda sağladığı kaydedilmiştir. Unani (İslâm) tıbbında ise İran'dan ithal edilen şahtere, kan temizleyici formüllerin vazgeçilmez bileşenlerinden biri olmuştur. Ayurveda sisteminde parpata adıyla bilinen bitki, Charaka ve Sushruta metinlerinde ateşli hastalıklar, kan bozuklukları, kronik deri hastalıkları ve idrar yolu rahatsızlıklarında önerilmiştir.
İlginç bir bağlantı olarak, şahterenin geleneksel tıpta dermatoz tedavisindeki yüzyıllar öncesine dayanan kullanımı ile DMF'nin modern tıpta psoriazis tedavisi için onay almış olması arasındaki paralellik dikkat çekicidir. Bitkinin içerdiği fumarik asit ve türevlerinin, halk hekimliğindeki gözlemsel etkinliğin kimyasal temelini oluşturduğu düşünülmektedir. Bu durum, geleneksel tıp bilgisinin modern farmakoloji tarafından doğrulanmasının güzel bir örneğini teşkil eder.
3.3. Modern Tıbbi Yolculuk: Schweckendiek'ten Tecfidera'ya
DMF'nin modern tıbbi serüveni 1959 yılında Alman kimyager Walter Schweckendiek ile başlar. Schweckendiek, sedef hastalığının sitrik asit döngüsündeki bir metabolik eksiklikten kaynaklandığı varsayımıyla fumarik asit türevlerini topikal olarak uygulamıştır. Her ne kadar bu temel varsayım yanlış çıksa da, gözlemlenen klinik iyileşme dikkat çekicidir ve araştırmaların devam etmesini sağlamıştır.
İsviçreli Fumapharm şirketi, DMF'yi bazı monoesterlerle birleştirerek 1994 yılında Almanya'da Fumaderm adıyla oral bir psoriazis ilacı olarak piyasaya sürmüştür. Berlin Charité Üniversitesi Deri Hastalıkları Kliniği'nden Prof. Dr. W. Sterry gözetiminde 12 Alman üniversitesinin ortak çalışmalarıyla, bitkideki fumarik asidin ve özellikle fumarik asit esterlerinin sedef hastalığına etkili olduğu teyit edilmiştir. Yıllar içinde DMF'nin etkin bileşen olduğunun netleşmesiyle, İspanyol Almirall şirketi saf DMF formülasyonu olan Skilarence'ı geliştirmiş ve bu ilaç 2017'de Avrupa İlaç Ajansı tarafından orta-şiddetli plak psoriazis için onaylanmıştır.
Multipl skleroz alanındaki gelişme ise ayrı bir koldan ilerlemiştir. Fumapharm'ın Biogen ile başlattığı işbirliği, BG-12 kod adlı geciktirilmiş salınımlı DMF formülasyonunun geliştirilmesiyle sonuçlanmıştır. DEFINE ve CONFIRM adlı iki büyük Faz III klinik çalışmanın olumlu sonuçlarının ardından, DMF Mart 2013'te Tecfidera ticari adıyla ABD'de relaps-remitting multipl skleroz (RRMS) tedavisi için FDA onayı almıştır. Böylece bir Anadolu tarlasının kenarında sessizce büyüyen "yer dumanı" bitkisinden, dünya genelinde yüz binlerce hastanın tedavisinde kullanılan bir ilaca uzanan yüzyıllık bir yolculuk tamamlanmış oldu.
4. Nasıl Çalışır? DMF'nin Etki Mekanizması
DMF tek bir şekilde değil, birden fazla yolla vücutta etki gösterir. Bunu anlamak için önce vücudumuzdaki birkaç temel kavramı basitçe açıklayalım.
4.1. Hücrelerin "Antioksidan Kalkanı": Nrf2 Yolağı
Vücudumuzdaki her hücre, günlük yaşamda — solunumdan beslenmaya, strese kadar — sürekli olarak "serbest radikaller" denilen zararlı moleküllere maruz kalır. Bu zararlı moleküller hücrelere hasar verir; buna tıpta oksidatif stres denir. Hücrelerimizin buna karşı doğal bir savunma sistemi vardır: Nrf2 adlı bir protein.
Normal şartlarda Nrf2, hücrenin içinde Keap1 adlı başka bir proteine bağlı halde "uyur" durumda tutulur — adeta bir muhafızın nöbetçiyi beklemeye alması gibi. DMF devreye girdiğinde, Keap1'in yapısını değiştirerek Nrf2'yi serbest bırakır. Serbest kalan Nrf2, hücrenin komuta merkezi olan çekirdeğe girer ve orada bir dizi koruyucu enzimin üretilmesini başlatır. Bu enzimler, hücreleri serbest radikallerin hasarından koruyan birer "kalkan" görevi görür:
HO-1: Hücrelerdeki zararlı maddeleri parçalayarak oksidatif dengeyi sağlayan bir enzim. NQO1: Zehirli maddelerin etkisizleştirilmesinde görev alan bir temizlik enzimi. SOD: Zararlı serbest radikalleri etkisiz hale getiren bir "süpürücü." Glutatyon sistemi: Vücudun en güçlü doğal antioksidanı olan glutatyonun üretimini destekleyen enzimler.
4.2. İltihabı Bastırma: NF-κB Yolağının Engellenmesi
Vücuttaki iltihaplanma (enflamasyon), birçok hastalığın ortak paydasıdır. NF-κB, hücrelere "iltihap yapın" komutunu veren bir sinyal proteinidir. DMF, bu proteinin çekirdeğe girmesini engelleyerek iltihap sürecinin en başında frene basar. Böylece iltihap yapıcı maddeler (TNF-α, IL-1β, IL-6 gibi) daha az üretilir ve iltihaplanma kontrol altına alınır.
4.3. Bağışıklık Sistemini Dengeleme
DMF, bağışıklık hücrelerini "baskılamak" yerine "dengelemek" şeklinde çalışır. Vücutta hastalık yapan aşırı saldırgan bağışıklık hücrelerini (Th1 ve Th17 tipi) yatıştırırken, dengeleyici ve koruyucu hücreleri (Th2 ve düzenleyici T hücreleri) güçlendirir. Bu özellik sayesinde DMF, bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırdığı otoimmün hastalıklarda — örneğin MS'te — etkili olabilmektedir.
4.4. Sinir Hücrelerinde İltihabi Ölümün Engellenmesi
Son yıllardaki araştırmalar, DMF'nin NLRP3 inflamazom adı verilen bir yapının çalışmasını engellediğini göstermiştir. Bu yapı, stres altındaki hücrelerde "yangın alarmı" gibi çalışarak iltihaplı bir hücre ölümü sürecini (piroptoz) başlatır. DMF bu alarmı susturarak, özellikle sinir hücrelerinin gereksiz yere ölmesini önler. Yazının ilerleyen bölümlerinde göreceğiniz gibi, bu etki sertleşme bozukluğunda sinir koruması açısından kritik öneme sahiptir — ve benim kliniğimdeki hastaları düşündüğümde en çok ilgimi çeken mekanizma da bu oldu.
5. Hangi Hastalıklarda Onaylı?
| Hastalık | İlaç Adı | Onay Yılı | Onaylayan Kurum |
|---|---|---|---|
| MS — Multipl Skleroz (atak geçiren tip) | Tecfidera | 2013 | ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) |
| MS — Multipl Skleroz (atak geçiren tip) | Tecfidera | 2014 | Avrupa İlaç Ajansı (EMA) |
| Orta-Şiddetli Sedef Hastalığı | Skilarence | 2017 | Avrupa İlaç Ajansı (EMA) |
| Sedef Hastalığı (karışım formülü) | Fumaderm | 1994 | Almanya |
MS tedavisinde kullanım şekli şöyledir: ilk 7 gün sabah-akşam 120 mg'lık kapsüllerle başlanır, ardından doz sabah-akşam 240 mg'a yükseltilir (günde toplam 480 mg). İlacın etkisinin sürmesi için her 12 saatte bir alınması gerekir.
6. DMF'nin Üroloji Alanındaki Potansiyeli
Peki bir MS ve sedef hastalığı ilacının üroloji ile ne ilgisi var? Aslında çok şey. Çünkü erkek sağlığını tehdit eden birçok sorunun — sertleşme bozukluğu, şeker hastalığına bağlı damar ve sinir hasarı, kemoterapi kaynaklı böbrek zedelenmesi, böbrek kanseri — temelinde oksidatif stres (hücrelerin yıpranması) ve iltihap yer alır. DMF'nin tam da bu iki soruna karşı güçlü etkileri olduğunu düşünürsek, üroloji araştırmacılarının dikkatini çekmesi şaşırtıcı değildir. Şu ana kadar araştırılan temel alanlar şunlardır: şeker hastalığına bağlı sertleşme bozukluğu, prostat ameliyatı sonrası gelişen sinir hasarına bağlı sertleşme bozukluğu, kemoterapi ilacı sisplatinin böbreklere verdiği hasardan korunma ve berrak hücreli böbrek kanseri.
7. DMF ve Sertleşme Bozukluğu: Hayvan Deneylerindeki Umut Verici Sonuçlar
Sertleşme bozukluğunun oluşmasında üç temel etken rol oynar: hücreleri yıpratan oksidatif stres, damar iç yüzeyindeki (endotel) bozulma ve sertleşmeyi sağlayan sinirlerin hasar görmesi. DMF'nin bu üç alana da etki etmesi, onu sertleşme bozukluğu araştırmalarında ilgi çekici bir aday yapmaktadır.
7.1. Şeker Hastalığına Bağlı Sertleşme Bozukluğu
Engin ve arkadaşları (2025) tarafından Reproductive Sciences dergisinde yayımlanan önemli bir çalışmada, şeker hastalığı oluşturulan sıçanlarda DMF'nin sertleşme fonksiyonu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu çalışma, DMF'nin şeker hastalığına bağlı sertleşme bozukluğunu, penis damar iç yüzeyindeki oksidatif hasarı azaltarak iyileştirdiğine dair ilk bilimsel kanıtı sunmuştur.
Sekiz haftalık diyabet sonrası 4 hafta boyunca ağızdan DMF verilen sıçanlarda sertleşme yanıtları belirgin şekilde düzelmiştir. DMF, penis dokusundaki zararlı serbest radikalleri azaltırken, Nrf2 koruyucu sistemini harekete geçirmiş, antioksidan enzimlerin (HO-1, SOD gibi) düzeylerini yükseltmiş ve sertleşme için kritik olan nitrik oksit (NO) sinyal yolağını iyileştirmiştir. Basitçe ifade etmek gerekirse: DMF, şeker hastalığının damarları yıpratarak bozduğu sertleşme mekanizmasını, hücrelerin savunma kalkanını güçlendirerek onarmaya çalışmıştır.
7.2. Prostat Ameliyatı Sonrası Sinir Hasarı ve Sertleşme Bozukluğu
Song ve arkadaşları (2023) tarafından Redox Biology'de yayımlanan çalışma, sertleşmeyi kontrol eden sinirlerin (kavernöz sinirler) hasar gördüğü bir sıçan modelinde DMF'nin etkilerini incelemiştir. Bu model, özellikle prostat kanseri ameliyatı (radikal prostatektomi) sırasında bu sinirlerin zedelenmesi sonucu gelişen sertleşme bozukluğunu taklit etmesi açısından önemlidir.
4 hafta boyunca DMF verilen sıçanlarda şu olumlu sonuçlar gözlemlenmiştir: sertleşme yanıtlarında belirgin iyileşme; penis sinirlerindeki oksidatif hasarın azalması; sinir hücrelerindeki iltihaplı ölüm sürecinin (piroptoz) baskılanması; sertleşme için gerekli olan nitrik oksit ve cGMP düzeylerinin yükselmesi; Nrf2 ve HO-1 koruyucu proteinlerinin hem penis sırt siniri hem de kavernöz sinirde artması. Araştırmacılar, bu koruyucu etkilerin gerçekten Nrf2 yolağı üzerinden gerçekleştiğini de doğrulamıştır — çünkü bu yolak devre dışı bırakıldığında DMF'nin koruyuculuğu kaybolmuştur.
7.3. Multipl Skleroz, Sertleşme Bozukluğu ve DMF: Kliniğimden Bir Gözlem
Preklinik çalışmalarda DMF'nin sertleşme fonksiyonunu iyileştirdiğine dair umut verici veriler mevcut. Peki ya gerçek hayatta durum nasıl? Bu soruyu sormama neden olan, kliniğime yakın tarihlerde başvuran iki genç erkek hasta oldu.
Her iki hasta da multipl skleroz tanısıyla nöroloji tarafından takip edilen, ortalama 35 yaşında genç erkeklerdi. İkisinde de ortak şikâyet aynıydı: nispeten ani başlayan sertleşme bozukluğu. Hastalardan biri yaklaşık 10 yıldır MS tanısıyla yaşıyordu — 25 yaşında tanı almış, hastalığı kontrol altındaydı ve şu anda 35 yaşındaydı. Her iki hastanın da en sık kullandığı ilaçlardan biri dimetil fumarattı.
Kliniğimizde detaylı değerlendirme yaptık. Penil Doppler ultrasonografi uyguladığımızda şaşırtıcı bir tablo ile karşılaştık: damarsal bir sorun yoktu. Arteriyel yapılar sağlıklıydı, venöz kaçak saptanmadı, yeterli ereksiyon yanıtı elde edildi. Yani klasik vasküler erektil disfonksiyon tablosu söz konusu değildi. Ancak hasta, sildenafil ve tadalafil gibi PDE5 inhibitörlerinden — yani sertleşme sorununda ilk tercih edilen ilaçlardan — yeterli fayda göremediğini belirtiyordu. Partneriyle olan ilişkisinde ciddi sıkıntılar yaşıyor, bu durum psikolojik olarak da kendisini olumsuz etkiliyordu.
Ama asıl dikkat çekici bulgu laboratuvar sonuçlarında gizliydi. Hastalardan birinin testosteron düzeyi oldukça düşük çıktı — yaklaşık 180 ng/dL seviyesinde. 35 yaşında bir erkek için bu rakam ciddi anlamda düşüktür. Ayrıca hastada D vitamini eksikliği de mevcuttu. Bu tablo, sertleşme bozukluğunun salt sinirsel bir sorun olmadığını, hormonal bir boyutunun da olabileceğini gösteriyordu.
Peki bu düşük testosteron nereden kaynaklanıyor? MS'in kendisi mi testosteronu düşürüyor? DMF tedavisi mi hormonal dengeyi etkiliyor? Yoksa D vitamini eksikliğinin dolaylı etkisi mi? Dürüst olmak gerekirse, kesin bir cevabım yok. Ama literatür ilginç şeyler söylüyor: Bove ve arkadaşlarının 2014'te yayımladığı çalışmada, MS'li erkeklerin %39'unda hipogonadizm (düşük testosteron) saptanmış ve hiçbirinde LH yüksekliği gözlenmemiş — yani sorun testislerde değil, beyindeki hormon kontrol merkezinde. Bu durum "santral hipogonadizm" olarak adlandırılıyor ve MS'in hipotalamus-hipofiz aksını doğrudan etkileyebileceğini düşündürüyor. Chitnis'in 2018 derlemesinde de MS'li erkeklerin %40'a varan oranda testosteron düşüklüğü yaşadığı ve düşük testosteronun fiziksel engellilik ve bilişsel gerileme ile ilişkili olduğu vurgulanmıştır.
Bu hastamıza testosteron destek tedavisi olarak klomifen sitrat başladık. Klomifen sitrat, doğrudan dışarıdan testosteron vermek yerine, beynin kendi testosteron üretim komutunu güçlendiren bir ilaçtır — hipotalamus ve hipofiz bezini uyararak vücudun doğal testosteron üretimini artırmayı hedefler. Özellikle genç erkeklerde ve doğurganlık potansiyeli korunmak istenen hastalarda, dışarıdan testosteron uygulamasına göre avantajlıdır. Bu hastada sorunun muhtemelen santral kökenli olması, klomifen sitrat tercihimizi anlamlı kılıyordu.
Bu klinik tablo bende bir dizi soru uyandırdı: Acaba dimetil fumarat sertleşme sorununa veya testosteron düşüklüğüne katkıda bulunuyor olabilir mi? Yoksa bu tablo tamamen multipl sklerozun kendisinden mi kaynaklanıyor? Şu an itibariyle kesin bir cevap veremiyorum. Preklinik veriler DMF'nin hayvan modellerinde sertleşmeyi iyileştirdiğini gösteriyor — bu doğru. Ama hayvan modelleri ile gerçek hasta arasında her zaman bir uçurum vardır. Beyin, son derece karmaşık bir organ; MS'in hangi sinir yolaklarını ve hormon merkezlerini, ne ölçüde etkilediğini ve bunun hem sertleşme hem de testosteron üretimine nasıl yansıdığını tam olarak öngörmek güçtür.
7.4. Multipl Skleroz ve Sertleşme Bozukluğu: Ne Biliyoruz?
Hastalarımın klinik tablosunu daha iyi anlamak için multipl skleroz ve erektil disfonksiyon ilişkisine de kısaca değinmek gerekir. Çünkü bu iki durum arasındaki bağlantı, pek çok hastanın ve hekimin sandığından çok daha güçlüdür.
Literatürde MS'li erkeklerde cinsel işlev bozukluğu oranı %64 ile %91 arasında bildirilmektedir ve en sık görülen sorun sertleşme bozukluğudur. 2022 yılında yapılan kapsamlı bir meta-analizde, MS'li erkeklerde erektil disfonksiyon sıklığı %49 olarak hesaplanmış ve bu hastaların genel nüfusa kıyasla 3,17 kat daha yüksek risk taşıdığı ortaya konmuştur (Wu ve ark., 2022). Yani MS'li her iki erkekten birinde sertleşme sorunu bulunmaktadır — ve bu rakam, hastalığın "kontrol altında" olduğu durumlarda bile geçerlidir.
MS'in sertleşme bozukluğuna yol açma mekanizması üç katmanlı bir model ile açıklanmaktadır. Birincil nedenler, MS'in doğrudan sinir sistemine verdiği hasardan kaynaklanır: omurilikteki ve beyindeki demiyelinizasyon (sinir kılıfının kaybı), sertleşmeyi kontrol eden sinir yolaklarının iletimini bozar. Sakral omurilikteki parasempatik ve somatik merkezleri koordine eden suprasakral yolakların etkilenmesi, nörojenik erektil disfonksiyona yol açar. İkincil nedenler ise MS'in dolaylı etkileridir: kronik yorgunluk, spastisite, ağrı, mesane ve bağırsak sorunları gibi belirtiler cinsel fonksiyonu bozabilir. Üçüncül nedenler ise psikososyal boyuttur: kronik hastalığın getirdiği depresyon, stres, özsaygı kaybı ve ilişki sorunları.
Benim kliniğime gelen hastadaki tablo tam olarak bu karmaşıklığı yansıtıyordu: Doppler ultrasonografi ile damarsal yapılar sağlam, ama PDE5 inhibitörlerinden yanıt yok — bu durum, sorunun vasküler değil nörojenik ve/veya santral kökenli olduğuna işaret ediyordu. Üstelik testosteron düzeyinin 180 ng/dL gibi çok düşük bir değerde olması, tabloya hormonal bir katman daha ekliyordu.
7.5. MS ve Testosteron Düşüklüğü: Göz Ardı Edilen Bağlantı
Hastamda saptadığım düşük testosteron, aslında MS'li erkeklerde hiç de nadir olmayan bir durum. Literatürde MS'li erkeklerin %39-40'ında hipogonadizm bildirilmiştir (Bove ve ark., 2014; Chitnis, 2018). Bu oran, genel popülasyondaki aynı yaş grubuna kıyasla oldukça yüksektir. Dikkat çekici nokta şudur: bu hastaların hiçbirinde LH (lüteinizan hormon) düzeyinde telafi edici bir yükselme görülmemiştir. Bu, sorunun testislerde değil beyinde — yani hipotalamus-hipofiz aksında — olduğunu düşündürür. Buna tıpta "santral hipogonadizm" veya "hipogonadotropik hipogonadizm" denir.
MS'in beyindeki demiyelinizasyon sürecinin hipotalamik bölgeleri etkilemesi, HPG (hipotalamus-hipofiz-gonad) aksının işlevini bozabilir. Sonuç olarak testosteron üretim komutu zayıflar ve testosteron düzeyleri düşer. Bu düşüşün yalnızca cinsel fonksiyonu değil, kas gücünü, bilişsel fonksiyonu, kemik yoğunluğunu ve genel yaşam kalitesini de olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Hatta düşük testosteron düzeylerinin MS'te engellilik seviyesinin artışı ve bilişsel gerileme ile ilişkili olduğu rapor edilmiştir.
İşte tam bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor: MS'li bir erkek hastada sertleşme bozukluğu varsa ve testosteron düşükse, tedavi yaklaşımı ne olmalı? Benim tercihim, 35 yaşında ve henüz aile planlaması yapabilecek bir hastada doğrudan dışarıdan testosteron vermek yerine klomifen sitrat kullanmak oldu. Klomifen sitrat, beyindeki hormon kontrol merkezini uyararak vücudun kendi testosteron üretimini artırır — ve bu sayede hem testosteron yükselir hem de sperm üretimi korunur. Dışarıdan testosteron verildiğinde ise sperm üretimi baskılanabilir, bu da genç erkeklerde istenmeyen bir durumdur.
Testosteron desteğinin MS seyrini olumlu etkileyebileceğine dair veriler de mevcuttur. Bir pilot çalışmada, MS'li erkeklere testosteron tedavisi uygulandığında bilişsel, radyolojik ve immünolojik parametrelerde anlamlı iyileşme gözlenmiştir. Testosteronun hem antiinflamatuar hem de nöroprotektif etkilerinin MS'te koruyucu olabileceği düşünülmektedir — ki bu durum, DMF'nin nöroprotektif mekanizmalarıyla da ilginç bir paralellik oluşturmaktadır. Ancak testosteron tedavisi kardiyovasküler riskler açısından dikkatli izlem gerektirmektedir.
Burada kritik soru şudur: DMF bu tabloya katkıda bulunuyor mu, yoksa MS'in kendisi zaten buna yol açıyor mu? Mevcut literatürde DMF'nin doğrudan erektil disfonksiyona neden olduğuna dair bir veri yoktur. Aksine, preklinik çalışmalar DMF'nin sinir koruyucu ve antioksidan etkilerinin sertleşme fonksiyonunu destekleyebileceğini düşündürmektedir. Ancak "laboratuvar ortamında koruyucu olması" ile "gerçek bir MS hastasında ne yaptığı" farklı şeylerdir. MS hastalarında sertleşme bozukluğunun çok faktörlü doğası — nörolojik hasar, ilaç yan etkileri, yorgunluk, depresyon, ilişki dinamikleri — tek bir etkenin rolünü izole etmeyi son derece güçleştirmektedir.
8. DMF ve Böbrek Koruma
Böbrek hastalıklarının ilerlemesinde hücrelerin oksidatif stresle yıpranması ve böbrek dokusundaki iltihap merkezi bir rol oynar. DMF'nin Nrf2 yolağını aktive ederek bu iki süreci de baskılayabilmesi, böbrek koruma alanında araştırılmasına yol açmıştır.
8.1. Kemoterapi İlacı Sisplatinin Böbreğe Verdiği Hasardan Korunma
Sisplatin, testis kanseri ve mesane kanseri gibi ürolojik kanserlerde sık kullanılan güçlü bir kemoterapi ilacıdır. Ancak bu ilacın en önemli yan etkilerinden biri böbreklere ciddi zarar vermesidir ve bu durum tedavinin dozunu sınırlandırabilir. Hayvan deneylerinde DMF'nin sisplatinin böbreklere verdiği hasarı azalttığı gösterilmiştir.
DMF tedavisi alan hayvanlarda böbrek fonksiyon testlerinde (kreatinin düzeyi) iyileşme, böbrek kanalcıklarındaki hücre ölümünün ve dejenerasyonun azalması, böbrek dokusundaki sertleşmenin (fibrozun) engellenmesi, böbreğe sızan iltihap hücrelerinin sayısının düşmesi ve böbrek korteksindeki koruyucu genlerin (Nrf2 hedef genleri) aktifleşmesi gözlemlenmiştir. Bu bulgular, DMF'nin kemoterapiye ek olarak böbrek koruyucu amaçla kullanılma potansiyeline işaret etmektedir.
8.2. Böbrek Sertleşmesinin (Fibrozun) Önlenmesi
Kronik böbrek hastalığının ilerlemesinde böbrek dokusunun yavaş yavaş sertleşmesi ve normal yapısını kaybetmesi (fibrozis) kritik bir süreçtir. Fare çalışmalarında DMF'nin, bu sertleşme sürecini yöneten temel sinyal yollarını (TGF-β sinyali) Nrf2 üzerinden baskılayarak böbrek fibrozunu önleyebildiği gösterilmiştir. Kronik böbrek hastalarında hastalığın ilerlemesini yavaşlatma açısından umut verici bir bulgudur.
9. DMF ve Böbrek Kanseri
DMF'nin kanser hücrelerinin çoğalmasını engelleyici etkisi meme kanseri, bağırsak kanseri, cilt kanseri (melanom) ve beyin tümörü gibi çeşitli kanser türlerinde hayvan deneylerinde gösterilmiştir. Üroloji açısından en dikkat çekici bulgular berrak hücreli böbrek kanseri (tıptaki adıyla clear cell renal cell carcinoma — ccRCC) alanındadır. Bu tip, böbrek kanserlerinin en sık görülen ve en ölümcül alt tipidir.
2025 yılında saygın Cell Death & Disease dergisinde yayımlanan bir çalışmada, DMF'nin böbrek kanseri hücrelerinde HNF1B adlı bir proteinin parçalanmasını tetikleyerek tümör hücrelerinin büyümesini yavaşlattığı gösterilmiştir. Daha da ilginç olanı, ağızdan verilen DMF'nin bu kanser hücrelerini sunitinib adlı mevcut kanser ilacına karşı daha duyarlı hale getirdiği — yani ilaç ile birlikte kullanıldığında tedavinin etkinliğini artırdığı — fare modellerinde gösterilmiştir.
Ancak bu konuda dikkatli olmak gerekir: Başka bir 2025 çalışmasında, DMF'nin bazı koşullarda böbrek kanseri hücrelerinin bağışıklık sisteminden kaçmasını kolaylaştırabileceği de rapor edilmiştir. Bu çelişkili bulgular, DMF'nin kanser biyolojisindeki rolünün karmaşık olduğunu ve daha fazla araştırma gerektirdiğini göstermektedir.
10. Yan Etkileri Nelerdir?
Her ilacın faydası kadar olası riskleri de vardır. DMF'nin MS ve sedef hastalığı klinik çalışmalarından elde edilen kapsamlı güvenlik bilgileri şöyledir:
| Yan Etki | Ne Sıklıkla Görülür? | Ne Anlama Gelir? |
|---|---|---|
| Yüzde kızarma, sıcaklık hissi (flushing) | Her 4 kişiden 1-2'sinde | Genellikle ilk ayda başlar ve zamanla azalır. İlacı yemekle birlikte almak veya 30 dk önce aspirin almak hafifletebilir. |
| Mide-bağırsak şikayetleri (bulantı, ishal, karın ağrısı) | Her 10 kişiden 1-6'sında | Tedavinin ilk haftalarında belirgin, çoğu hastada vücut alıştıkça düzelir. |
| Beyaz kan hücrelerinin düşmesi (lenfopeni) | Her 10-20 kişiden 1'inde | İlk yılda lenfosit sayısı ortalama %30 düşer. Düzenli kan sayımı takibi şarttır. |
| Karaciğer enzim yüksekliği | Yaklaşık %6 | Genellikle hafif-orta şiddette, kendiliğinden düzelir. |
| PML (nadir bir beyin enfeksiyonu) | Çok nadir | Ciddi ve potansiyel olarak hayatı tehdit edici. Uzun süre devam eden ağır lenfopeni durumunda risk artar. |
| Ciddi enfeksiyonlar | Nadir | Bağışıklığın baskılanmasına bağlı viral, mantar veya bakteriyel enfeksiyonlar bildirilmiştir. |
| Ciddi alerjik reaksiyon | Nadir | Anafilaksi (ağır alerji) ve anjiyoödem (şişme) rapor edilmiştir. |
11. Geleceğe Bakış: Başka Hangi Hastalıklarda İşe Yarayabilir?
DMF, farmakoloji dünyasında "ilaç yeniden konumlandırma" kavramının en parlak örneklerinden biridir — yani bir hastalık için geliştirilmiş bir ilacın, başka hastalıklarda da işe yarayabileceğinin keşfedilmesidir. Antioksidan, iltihap giderici, bağışıklık düzenleyici ve tümör büyümesini yavaşlatıcı etkileri bir arada barındıran bu çok yönlü molekül, şu alanlarda aktif olarak araştırılmaktadır: kalp ve damar hastalıkları, sinir sistemi hastalıkları (Alzheimer, Parkinson, ALS), göz hastalıkları, bağırsak hastalıkları (ülseratif kolit, Crohn), akciğer hastalıkları (KOAH, astım), kas hastalıkları ve çeşitli kanser türleri.
Üroloji özelinde, testosteron ve testosteron tedavisi ile ilişkili oksidatif stres süreçleri, varikosel hastalığındaki oksidatif hasar ve sertleşme bozukluğunun damarsal ve sinirsel nedenleri, Nrf2 aktive edici ilaçların gelecekte klinik olarak araştırılabileceği alanlar arasındadır. Ben de kliniğimde takip ettiğim MS'li hastaların sertleşme fonksiyonlarını uzun vadede izlemeye devam edeceğim — belki bir gün bu gözlemler daha sistematik bir çalışmaya dönüşür.
12. Sonuç
Bu yazıyı yazarken şunu tekrar fark ettim: tıpta en heyecan verici gelişmeler, çoğu zaman beklenmedik yerlerden geliyor. Bir tarla kenarı bitkisinden türetilmiş basit bir molekülün, MS ve sedef hastalığından sonra belki bir gün sertleşme bozukluğu, böbrek koruma veya kanser tedavisinde de kullanılabileceği fikri — henüz kanıtlanmamış olsa da — üzerinde düşünmeye değer.
Kendi kliniğimden çıkan gözlemlerim beni bu araştırmaya yöneltti. İki genç MS hastasının sertleşme şikâyetleri, DMF'nin bu tablodaki rolü hakkında soru işaretleri uyandırdı. Literatüre baktığımda hayvan deneylerinde olumlu sonuçlar gördüm — ama gerçek hasta ile laboratuvar arasında her zaman bir mesafe var. Bu mesafeyi kapatacak olan klinik çalışmalardır.
Şunu net olarak belirtmeliyim: DMF'nin ürolojik hastalıklarda kullanımı henüz onaylı değildir. Bu yazıda paylaştığım bilgiler, hastaları kendi kendine tedaviye yönlendirmek için değil, bilgilenme ve farkındalık amaçlıdır. MS tedavinizi asla kendi kararınızla değiştirmeyin — nöroloji uzmanınızla birlikte hareket edin. Sertleşme sorunuyla ilgili bir sıkıntınız varsa, bunu hekiminize açıkça söyleyin. Çözüm her zaman vardır.
13. Sık Sorulan Sorular
DMF ve PDE5 inhibitörleri birlikte kullanılabilir mi?
DMF ile sildenafil, tadalafil gibi PDE5 inhibitörleri arasında bilinen doğrudan bir ilaç etkileşimi yoktur. Ancak DMF'nin flushing yan etkisi, PDE5 inhibitörlerinin vazodilatör etkisiyle örtüşebilir. Bu konuda klinik veri bulunmamaktadır ve herhangi bir kombinasyon mutlaka hekim gözetiminde değerlendirilmelidir.
DMF'nin testosteron düzeyine etkisi var mıdır?
DMF'nin doğrudan testosteron düzeyleri üzerindeki etkisine dair spesifik bir çalışma bulunmamaktadır. Ancak DMF'nin oksidatif stresi azaltması, dolaylı olarak Leydig hücre fonksiyonu üzerinde olumlu etkiler gösterebilir. Bu teorik bir olasılıktır ve klinik veriye ihtiyaç duyulmaktadır. Testosteron artıran yiyecekler ve vitaminler hakkındaki yazılarımız, doğal destek yöntemleri konusunda yol gösterici olabilir.
DMF doğal yollarla alınabilir mi?
Fumarik asit bazı meyvelerde (kayısı, kiraz) ve Fumaria officinalis bitkisinde doğal olarak bulunur. Ancak bu doğal kaynaklardaki fumarik asit miktarları, farmakoterapötik dozlarla kıyaslanamayacak kadar düşüktür. DMF'nin terapötik etkisi, spesifik farmasötik formülasyonlara bağlıdır.
DMF tedavisi sırasında beslenme önerileri nelerdir?
DMF'nin yemekle birlikte alınması, gastrointestinal yan etkileri ve flushing'i azaltabilir. Genel olarak sağlıklı beslenme kuralları ve antioksidandan zengin bir diyet, DMF'nin antioksidan etkilerini destekleyebilir. D vitamini ve çinko gibi mikrobesinlerin yeterli alımı genel sağlık için önemlidir.
14. Kaynaklar
- Song G, et al. Dimethyl fumarate ameliorates erectile dysfunction in bilateral cavernous nerve injury rats by inhibiting oxidative stress and NLRP3 inflammasome-mediated pyroptosis of nerve via activation of Nrf2/HO-1 signaling pathway. Redox Biol. 2023;68:102952. doi:10.1016/j.redox.2023.102952
- Engin S, Barut EN, Yaşar YK, Ay İ, Sezen SF. Dimethyl Fumarate Improves Diabetic Erectile Dysfunction in Rats via Nrf2-Mediated Suppression of Penile Endothelial Oxidative Stress. Reprod Sci. 2025. doi:10.1007/s43032-025-01956-x
- Gold R, et al. Placebo-controlled phase 3 study of oral BG-12 for relapsing multiple sclerosis (DEFINE study). N Engl J Med. 2012;367(12):1098-1107.
- Fox RJ, et al. Placebo-controlled phase 3 study of oral BG-12 or glatiramer in multiple sclerosis (CONFIRM study). N Engl J Med. 2012;367(12):1087-1097.
- Linker RA, Haghikia A. Dimethyl fumarate in multiple sclerosis: latest developments, evidence and place in therapy. Ther Adv Chronic Dis. 2016;7(4):198-207.
- Galloway DA, et al. Emerging Understanding of the Mechanism of Action for Dimethyl Fumarate in the Treatment of Multiple Sclerosis. Front Neurol. 2018;8:720.
- Saidu NEB, et al. Dimethyl fumarate, a two-edged drug: current status and future directions. Med Res Rev. 2019;39(5):1923-1952.
- Montes Diaz G, et al. Dimethyl fumarate treatment in multiple sclerosis: recent advances in clinical and immunological studies. Autoimmun Rev. 2018;17(12):1240-1250.
- Kourakis S, et al. Dimethyl Fumarate and Its Esters: A Drug with Broad Clinical Utility? Pharmaceuticals. 2020;13(10):306.
- Proietti E, et al. Novel potential pharmacological applications of dimethyl fumarate—an overview and update. Front Pharmacol. 2023;14:1264842.
- Takagi S, et al. Dimethyl fumarate ameliorates cisplatin-induced renal tubulointerstitial lesions. J Toxicol Pathol. 2019;32(2):79-89.
- Zhang Y, et al. Dimethyl fumarate promotes the degradation of HNF1B and suppresses the progression of clear cell renal cell carcinoma. Cell Death Dis. 2025;16:381.
- Al-Jaderi Z, Bhargava P. Utilization of Dimethyl Fumarate and Related Molecules for Treatment of Multiple Sclerosis, Cancer, and Other Diseases. Front Immunol. 2016;7:278.
- Majkutewicz I. Dimethyl fumarate: A review of preclinical efficacy in models of neurodegenerative diseases. Eur J Pharmacol. 2022;926:175025.
- McGuire VA, et al. Dimethyl fumarate blocks pro-inflammatory cytokine production via inhibition of TLR induced M1 and K63 ubiquitin chain formation. Sci Rep. 2016;6:31159.
- Doğan H. Anadolu Türk Uygarlığında Bitkiler (XIII-XV. yy.). Yayımlanmamış Doktora Tezi, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. 2023;638-639.
- Baytop T. Türkiye'de Bitkiler ile Tedavi, Geçmişte ve Bugün. Nobel Tıp Kitabevleri, 2. Baskı. İstanbul. 1999.
- Gupta PC, Rao ChV. Morpho-anatomical and physicochemical studies of Fumaria indica. Asian Pac J Trop Biomed. 2012;2(Suppl 2):S1289-S1294.
- Hentschel C, Dressler S, Hahn EG. Fumaria officinalis (fumitory) — clinical applications. Fortschr Med. 1995;113:291-292.
- Wu X, Zhang Y, Zhang W, et al. Erectile Dysfunction in Multiple Sclerosis: A Prevalence Meta-Analysis and Systematic Review. J Sex Med. 2022;19(8):1255-1268.
- Zhang Y, Cao H, Wang L, Xu T, Yuan B. Exploring the interconnectedness of multiple sclerosis and erectile dysfunction: mechanisms and management strategies. Front Cell Dev Biol. 2025;13:1728027.
- Fletcher SG, et al. Sexual dysfunction in patients with multiple sclerosis: a multidisciplinary approach to evaluation and management. Nat Rev Urol. 2009;6:96-107.
- Calabrò RS, et al. Increased risk of erectile dysfunction in men with multiple sclerosis: an Italian cross-sectional study. Cent European J Urol. 2017;70:289-295.
- Bove R, et al. Low testosterone is associated with disability in men with multiple sclerosis. Mult Scler. 2014;20(12):1584-1592.
- Chitnis T. The role of testosterone in MS risk and course. Mult Scler. 2018;24(1):36-41.
Bu yazı Op. Dr. Ömür Erdem Akkaya tarafından klinik deneyim ve güncel bilimsel literatüre dayalı olarak hazırlanmıştır. Yazıdaki hasta bilgileri anonimleştirilmiştir. Son güncelleme: 7 Mart 2026.
Genç Erkeklerde Sertleşme Sorunu: Nedenleri ve Tedavileri
Sabah Ereksiyon Eksikliği Ne Anlama Geliyor?
Testosteron Nedir?
Testosteron Eksikliği ve Testosteron Tedavisi
Varikosel Nedir?
Varikosel, Sertleşme Bozukluğu, Testosteron ve Spor
D Vitamini ve Erektil Disfonksiyon
Erkekler İçin Çinko Neden Önemlidir?
Stresin Testosteron Seviyeleri Üzerine Etkisi
Kortizol: Fonksiyon, Norm ve Patoloji
Erkek Sağlığı Hakkında Videolarım
Sertleşme bozukluğu, penis kalınlaştırma ve erkek cinsel sağlığı konularındaki güncel videolarım için YouTube kanalımı takip edebilirsiniz:
Dr. Ömür Erdem Akkaya YouTube Kanalı · Tüm videolar için kanalımı ziyaret edin